Muâz radıyallahu anh'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e Secde Etmesi ile İlgili Kıssa

Muâz radıyallahu anh'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e 

Secde Etmesi ile İlgili Kıssanın Zayıflığının ve Nekâretinin Beyânı

 

Dr. Rabi' b. Hâdî el-Medhalî

Çeviren: Hüseyin Cinisli

 

KISSANIN METNİ
İbn Mâce, Kâsım ibni Avf eş-Şeybânî an Abdillah ibni Ebî Evfâ tarîkiyle şöyle rivâyet etmiştir: İbn Ebî Evfâ şöyle anlatır: Muâz Şâm'dan gelince, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e secde etti. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: 'Bu da ne ey Muâz?' dedi. Muâz: Ben Şâm'a vardım ve  onların keşişlerine ve papazlarına secde ettiklerini gördüm. İçimden, bunu size yapmamızı arzuladım. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Hayır! Yapmayın. Çünkü eğer  Allah'tan başkasına secde etmeyi emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim. ………'

 

TAHRÎC VE DEĞERLENDİRME
Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla
Muâz radıyallahu anh'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e secdesi ile ilgili hadîsin isnâdı da sahîh değildir, ma'nâsı da sahîh değildir.
Ma'nâ yönünden bakacak olursak, Muâz'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatında Şâm'a gittiği sâbit değildir. Şâm'a gidişi ile ilgili sâbit olan ancak Umer ibnu'l-Hattâb radıyallahu anh zamanında gittiğidir ve vebâdan dolayı orada ölmüştür. Hadîsin diğer tarîkinde 'Yemen'den döndüğünde' şeklindedir. Hâlbuki Muâz Yemen'e ancak Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatının son demlerinde gitmiştir ve o Yemen'deyken Nebî sallallahu aleyhi ve sellem vefât etmiştir. Muâz'ın dönüşü ancak Ebû Bekr radıyallahu anh'ın hilâfetinde olmuştur.


Ayrıca o, sahâbenin büyüklerinden ve en büyük fakîhlerindendir, Bu denli cehâlet içinde olması gerçekten uzak bir ihtimaldir.
Metin yönünden de hadîste aşağıda beyân edileceği üzere ihtilâf söz konusudur.


İsnâd yönüne gelince, Bu hadîste nekâret/münkerlik vardır. Bu isnâdın etrafında döndüğü kişi Kâsım b. Avf eş-Şeybânî'dir. Onu, Yahyâ b. Saîd el-Kattan ve Kattân'ın da işaret ettiği gibi Şu'be tad'îf etmiştir. Ebû Hâtim de şöyle der: Hadîsinde mudtarib biridir, benim yanımda konumu sıdktır. Nesâî zayıf olduğunu söylemiş, İbn Hibbân ise onu es-Sikât'da zikretmiştir. Zehebî ise el-Kâşif'de: Hâli hakkında ihtilâf edilmiştir, der. Hâfız: Sadûktur, ğarîb rivâyetleri vardır, der. Tercemesi için bkz: Tehzîbu't-Tehzîb (8/326-327); İbn Adiy, el-Kâmil (6/37); Zehebî, el-Mîzân (3/376); Zehebî, el-Kâşif ve Hâfız İbn Hacer, et-Takrîb.


Bu hadîsi Ahmed (4/381) İsmâîl ibni Uleyye an Eyyûb ani'l-Kâsım ibni Avf eş-Şeybânî an Abdillah ibni Ebî Evfâ tarîkiyle şöyle rivâyet etmiştir: İbn Ebî Evfâ şöyle anlatır: Muâz Yemen'e -veya Şâm dedi- gidince, hıristiyanların keşişlerine ve papazlarına secde ettiklerini gördü. İçinden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ta'zîmi daha fazla hak ettiğini düşündü. Dönünce dedi ki: Yâ Rasûlallah! Hıristiyanları keşişlerine ve papazlarına secde ederken gördüm, kendi kendime ta'zim edilmeyi senin daha çok hak ettiğini düşündüm. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: 'Eğer bir kimsenin diğerine secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.'


Yine Ahmed bu hadîsi an Vekî' ani'l-A'meş an Ebi Zabyân an Muâz ibni Cebel yoluyla şöyle rivâyet etmiştir: Muâz Yemen'den dönünce: Ya Rasûlallah! -dedi- Yemen'de birbirlerine secde eden adamlar gördüm, biz de sana secde etmeyelim mi? Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 'Beşerden birinin diğerine secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.'


Yine Ahmed bu hadîsi, İbn Numeyr tarîkiyle, Ebâ Zabyân'dan işittim, o Ensâr'dan bir adamdan, o adam da Muâz'dan şeklinde aynı ma'nâda rivâyet eder.
Kâsım eş-Şeybânî ve Ebâ Zabyân tarîkiyle gelen hadîste Muâz'ın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e secde etmesiyle ilgili hiçbir şey yoktur. Bu hadîste sadece Muâz'ın Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem'e secde önerisini arz etmesi ve Rasûl'ün bunu reddetmesi vardır. Bu iki yönden gelen şekliyle hadîsin içeriği işte budur. Bununla birlikte Kâsım yoluyla gelen hadîsi Ebû Hâtim ıdtırâb ile ta'lîl etmiştir. Bkz: İbn Ebî Hâtim, el-İlel (2/253); aynı şekilde Dârakutnî de el-İlel'inde (6/37-38) hadîsi ta'lîl etmiştir. Dârakutnî, Ebâ Zabyân hadîsini de ihtilâf ile ve isnâdında ınkita' ile ta'lîl etmiştir. Çünkü Ebâ Zabyân Muâz'dan işitmemiştir. Bkz: el-İlel (6/93).
Muâz'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e secde ettiğini tasrîh eden rivâyete gelince, bunu İbn Mâce (1853); İbn Hibbân, Sahîh'inde (4171); Beyhakî (7/292) an Hammâd ibni Zeyd ani'l-Kâsım eş-Şeybânî an Abdillah ibni Ebî Evfâ tarîkiyle rivâyet etmişlerdir. Muâz'ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e secde ettiği bu rivâyette geçmektedir. Bu tarîklerin de üzerinde dönüp dolaştığı râvî Kâsım eş-Şeybânî'dir.

Dârakutnî el-İlel'inde (6/37-39) bu hadîs için başka tarîkler de zikretmiştir. Bunlardan biri geçti.
Bir diğer ani'l-Kâsım an Zeyd ibni Erkam an Muâz şeklindedir.
Bir diğeri ani'l-Kâsım an Abdirrahmân ibni Ebî Leylâ an Ebîhi an Muâz şeklindedir.
Bir diğeri an Abdirrahmân b. Ebî Leylâ an Ebîhi an Suheyb an Muâz şeklindedir.
Dârakutnî daha sonra şöyle der: Bu isnâddaki ıdtırâb, Kâsım ibni Avf'dan kaynaklanmaktadır.
İşte Muâz'a isnâd edilen hadîsin durumu budur! Bu hadîste pek çok illetler vardır:
Birincisi: Kâsım b. Avf eş-Şeybânî'nin zayıf oluşu.
İkincisi: Bu râvînin senedlerdeki ıdtırâbı.
Üçüncüsü: Metindeki ihtilâf.
Dördüncüsü: Ebâ Zabyân ile Muâz arasında isnâd kopukluğu.
Beşincisi: [Ebâ Zabyân'dan rivâyet edenlerin] ondan olan rivâyetlerindeki ihtilâf.
Biz, fakîh ve oldukça değerli bir sahâbî olan Muâz b. Cebel radıyallahu anh'den böyle bir şeyin vukuunu oldukça uzak görüyoruz.
Durumu böyle olan bir hadîs üzerine -akîde şöyle dursun- şerî bir hüküm bile binâ edilemez.


'Eğer bir kimsenin diğerine secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.' şeklindeki hadîse gelince, bu inşâallah tarîklerinin mecmûu ile Ebû Hurayra'dan, Enes'den ve Âişe'den sâbit bir hadîstir. Bkz: Allâme el-Elbânî, el-İrvâ (7/54-55).

Meccelletu'l-Islâh sayı: 20

 

ÇEVİRENİN NOTU:
Bu makale hakkında bir kaç tenbîhte bulunmak yerinde olacaktır:


Birincisi: Bu makaleyi çevirmekteki öncelikli gayem; cehâlet özrü meselesinde şaşkınlığa düşen ve hata edenleri reddetmek değil, büyük sahâbî Muâz b. Cebel'i dillerde dolaşan asılsız ve çirkin bir isnâddan temize çıkarmaktır. Makalenin yazarı Şeyh Rabi' el-Medhalî'nin de belki de tek gayesi budur! Çünkü Şeyh'in bu konudaki görüşü, bu hadîs ile istidlâle kalkışanlarla birebir aynı olmasa da yakındır.  Fakat o, hevâsına uymamış, kendi mezhebine delîl olabilecek bir rivâyetin metin ve isnâd yönünden fesâdını anlatmaktan imtinâ etmemiştir. Dolayısıyla ey muhâlif! Şeyh Rabi'yi kendine örnek al da, bu hadîsin durumu hakkında hak sana açık seçik belli olduktan sonra sırf mezhebini te'yîd etmek uğruna Muâz radıyallahu anh'ın şeref ve haysiyyetine leke sürme!

İkincisi: Muâz radıyallahu anh hakkındaki bu kıssanın sahîh olmadığına dâir daha önce Şeyh İbn Bâz rahimehullah'ın kelâmında bir tenbîh görmüştüm. Şeyh İbn Bâz bunu 'sıhhatinde nazar vardır.' sözüyle ifâde etmekteydi. Ancak kıssa hakkında herhangi tafsîlli bir beyân görmemiştim. Şeyh Rabi'ye ait bu makaleyi görünce de derhal tercümeye koyuldum. Burada tad'îf edilen Şeyh Rabi'nin de belirttiği gibi kıssanın âhirinde gelen 'Eğer bir kimsenin diğerine secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.' hadîsi değil, Muâz'ın secde kıssasıdır. Kıssanın sonunda zikredilen hadîs ise başka sahâbîlerin de rivâyetleri ile sâbittir. Dolayısıyla Muâz kıssasını tashîh etmek başka şeydir, kıssanın âhirindeki Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in sözünü tashîh etmek başka şeydir.
 

Üçüncüsü: Bu kıssa, bir farz-ı muhâl olarak sahîh olsaydı, fâsid olan ma'nâ şu iki tevcîhten biri ile sarfedilirdi:


Bir: Gördüğün gibi rivâyetin metni, 'secde etti' ve 'secde edip edemeyeceğini sordu' şeklinde ihtilâflıdır. Eğer kıssa sahîh olsaydı, Muâz radıyallahu anh'ın ilim ve fıkıhtaki yüksek konumuna yakışan şekilde, secde edip edemeyeceğini sorduğu metnin tercîh edilmesi gerekirdi. Sahâbenin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den gördüğü terbiye birşeyi yapmadan önce hükmünü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e sormak şeklindeydi. Muâz gibi bir sahâbînin, kâfirlerden gördüğü şeyi hükmünü sormadan derhal tatbik etmesi olur şey değildir.


İki: Yemen'lilere tevhîdi öğretmek üzere görevlendirilen Muâz gibi bir sahâbînin döndüğünde Rasûlullah'a taabbud secdesiyle secde ettiğini tasavvur edebilmek aklı yitirmekle eş değerdir. Kıssa sahîh olsa idi, bu secdeyi Allah'ın Âdem için meleklere emrettiği tahiyye secdesine hamletmek kat'î bir vâcib olurdu. Melekler nasıl taabbud için değil bir tahiyye olarak Adem'e secde etti iseler, Muâz da tahıyye için Rasûlullah'a secde etmiştir, denilirdi. Zaten bu, kıssanın metninde de açıkça ortadadır. Çünkü hıristiyanlar da keşişlerine secde ile ibâdet etmiyor tahiyyede bulunuyorlardı.


Aksi tasavvur bile olunamayacak bütün bu îzâhlar, kıssanın sahîh olduğu farz-ı muhâline binâendir. Yoksa kıssanın sahîh olmadığı güneş gibi açıktır.

 

PAYLAŞ
«Onların etrafında doldurulmuş kadehler dolaştırılır. O içki ne rahatsızlık verir ne de sarhoş eder. Yanlarında da el değmemiş, yalnız kendilerine göz dikmiş, iri gözlü hûriler vardır. » (Saffat/46-47-48)
Bir Müslüman bir ağaç diker de onun mahsulünden bir insan yahut hayvan yerse, muhakkak o yenilen şey, ağacı diken kimse için bir sadaka olur. (Buhari 13/6005, Müslim 1552/8)
İmam Ahmed b. Sinan el-Kattân –rahimehullah- der ki: "Dünyada ne kadar bid’atçi varsa, mutlaka hadis ehline buğzeder. Çünkü adam bid’at ortaya koydu mu kalbinden hadisin lezzeti sökülüp, alınır." (İmam Nevevî: "et-Tezkira".)